Aşı savaşları

Yayın Tarihi 25 Ağustos 2020

Aylar öncesinden uzun uzun anlatmıştım… Her ne kadar bu dünyayı bir türlü barış içinde paylaşamasak da, birbirimize hep düşman olsak da, -ulusumuz, dilimiz, dinimiz ne olursa olsun- bütün insanlık olarak hepimiz kuşatılmış bir kalenin içindeyiz artık ve bu “son kale”mizi hep birlikte omuz omuza savunmak zorundayız.

Aylar öncesinden uzun uzun anlatmıştım…

Her ne kadar bu dünyayı bir türlü barış içinde paylaşamasak da, birbirimize hep düşman olsak da,

-ulusumuz, dilimiz, dinimiz ne olursa olsun- bütün insanlık olarak hepimiz kuşatılmış bir kalenin içindeyiz artık ve bu “son kale”mizi hep birlikte omuz omuza savunmak zorundayız.

Sevdiklerimizi birer birer bizden kopararak alan ortak “düşman”ımız, merhametsiz katil koronavirüs  saldırılarını aralıksız sürdürüyor.

Yaşadıklarından ders almayı bir türlü öğrenemeyen biz insanlar ise, içeride, ölümle burun buruna olmamıza rağmen hala birbirimize vurmaya devam ediyoruz…

“Aşı savaşları”nda olduğu gibi.

İlk aşıyı benim tahmin ettiğim adamlar geliştirdi; Ruslar.

Uzun uzun yazmayayım; bu süreç hakkındaki görüşlerimi gayet açık seçik bir biçimde 4 Ağustos günü yayınlanan Gündem Notları’nda anlatmıştım.

Batı dünyasının her şeyi beygirler gibi koşturularak “yarışma” mantığı üzerine kurmuş olan “uzman”ları Rus aşısının güvenilir olup olmadığını sorgulamaya başladı!

Elbette, bizde de birdenbire “uzman” kesilen (Yılllarca akademik eğitim görmüş olmasalar da, saatlerce sosyal medyada sörf yapmış olmalılar!) yüzbinlerce(?) kişi Rus aşısının güvenli olmadığını hemen “tespit ettiler” (!).  

Neymiş efendim; Ruslar “ilk ülke” olmak için aşıyı aceleye getirmişler…

Yani Türkçesi, Ruslar aşı olayını “propaganda” olarak kullanıyorlarmış!

Ee haberi geldi; öz ablasının bile sahtekarlıkla suçladığı adam, ABD Başkanı Donald Trump, ekibine emir vermiş, “aşıyı seçimlerden önce mutlaka yetiştirin!” diye; n’olcak şimdi! (O şöyle: Amerikan acelesi, Rus acelesinden daha iyidir(!) )

Rus aşısına güvenmeyen “bizim adamlar” yıllardır göğüslerinde Amerikan bayraklı tişörtlerle dolaşmamış olsalardı, yıllardır hepsi tek tornadan çıkmış gibi kısacık kestirdikleri saçlarına “amerikan tıraşı” dememiş olsalardı, Hollywood filmlerinde çatır çatır adam öldüren “amerikan kahramanları”nı ağızlarından tükürükler saçarak alkışlamamış olsalardı, ”içtikleri kahveyi “americano” diye ısmarlıyor olmasalardı; şahsen ben de onların görüşlerini “güvenilir”  bulabilirdim...

Ama işte “algı” denen şey böyle yıllarca “kurtulunamayan” bir şey; insanın kafasından ve ruhundan bir anda söküp atılamayan bir illet.

Twitter’da “teşko”nun biri (hiç utanmadan sıkılmadan) “ben ölsem de Amerikan veya İngiliz aşısını beklerim şahsen” diye yazmış!

Rusya’nın vatandaşlarına ücretsiz yapacağı Rus aşısına güvenmeyenler, Batı’dan diyelim ki 1000 lira bedelli bir aşı gelseydi, o aşıdan yaptırabilmek için internetten kayıt yaptırıp sıraya gireceklerdi; bundan emin olun.

Çünkü insanoğlu tuhaftır.