Arsızlık mı, Aymazlık mı?

Yayın Tarihi 17 Mart 2021

1991-1995 yılları arası İstanbul Teknik Üniversitesi maslak kampüsünde öğrenciliğimi yaşadım. 1998 yılında da askerliğimi de Gelibolu da bulunan 18. Zırhlı Tugay İstihkâm bölüğünde kısa dönem olarak yaptım. Okulda ve askerde mescit e giden guruplaşmış kişileri görürdüm. Bunlar kendi ararlında sohbet gurupları kurmuş eğitim dışında bir araya geliyor toplantılar yapıyor ekipleşiyorlardı. Kendilerine de Müslüman gençlik veya Müslüman asker sıfatı ile tanımlıyorlardı. Bu kişiler başkaları ile kolay kolay diyalog kurmaz ve başkalarını da beğenmezlerdi. Genelde içlerinden bir kaçı sıyrılır diğerlerini yönetirlerdi. Ancak enteresan bir durum ki bu yönetenler yönetilenlere her istediklerini çok kolay yaptırırlardı. Okuma yazma öğretmiş olduğum bir asker vardı. Bu kişi, köyünden, yaşadığı tespit edilince alınıp vatani görevini yapması için kolluk kuvvetleri tarafından askere zorla yollanmıştı. Bu adamın hayatla bağı köyü çocukları ve Allahın’dan başkası değildi. İnançlı saf temiz bir insandı. Okuma yazmaya gerek olmadığını düşünür köyün imamının anlattıkları ile hayatlarının şekillendiğinden bahsederdi. Köyün bileni oydu. O ne derse doğrudur, düşüncesi hakim olduğunu dile getirirdi. Türkçeyi bile zor konuşan bu asker kısa dönemimizde askerde faydalı olduğumuza inandığım en önemli çalışmamızdı. Türkçeyi öğrendi ve okuma yazmayı söktü. Hocası ve arkadaş gurubu ile arasına mesafe koyup çocuklarını da okutacağından hep bahseder olmuştu. Kendini Müslüman tanımlayan gurupların çoğu ezilmiş horlanmış baskılarla hayatlarını hiç yaşayamamış edada hep hareket ederlerdi. Toplumun sanki onları dışlamış olduğu olgusu ile hareket edip dikkatleri çekmeye çalışırlardı. Kendilerinden olmayan başkalarına ayrımcılık yapıyorsunuz söylemi ile tepki gösterip, Ayrıcalıklı olmak isteyen ve olan bir yapıları mevcuttu.

Dini ve dili arasına sıkışmış toplumların demokrasi özgürlük ve insan haklarından bir haber olmaları geri kalmış toplumlarda kimileri tarafından ciddi derecede siyasi sosyal ve ekonomik çıkar ve menfaat için kullanılır. Kullanıldığını da görüyoruz. Anadolu bu konuda ciddi örnektir. Bu bölgelerde tarikatlar cemaatler çok ciddi yapılanmışlardır. Dini öne çıkardıkları içinde toplumda kimse onlara laf edemez karışamaz dokunulmazlıkları oluşmuştur. Tarikat ve cemaat evleri çok sık gözlemlenir. Örgütlenme çalışmaları görülür. Devletlerin dini olmaz. İnanç özgürlüğü ile herkes Allaha inanır olmalıdır. İnsanın yaradılışından bu yana inanç her zaman suiistimale açık bir şeklide toplumların zafiyet noktası haline getirilmiştir. Siyaset bilimcileri de insan zafiyetleri konusunu iyi suiistimal edilmesini örgütlemişlerdir. Dil ve din en hassas argüman haline geldiği günden bu yana dünyanın insanca yaşamdan ziyade arsız ve aymazca yaşam durumunun ön plana çıktığını görürüz.

Peki bu durumda ne yapılmalı; Eğitimin gerçekten çağdaş medeniyet seviyesine çıkarılarak sorgulayıcı eğitim politikası uygulanmalıdır. Etkisi bilinçlenme ve sorgulama kabiliyetinin toplumda gelişimi sağlanmalıdır. Eğitim kişilerde yetenek ve gücün keşfinde rol alır ki kişi kendini keşfederek sorgulama ve bilinçlenme kabiliyetini ortaya çıkarır. Din anlaşılır dille okunup kavratılmalıdır. Dinin samimiyetle icrası sağlanmalıdır. Camilerin devlet tarafından her türlü masrafı karşılanmalıdır. Yorumsuz olarak Kur-an ın Türkçe meali derslerde okutulmalıdır. Toplumların din ve dil ayrımcılığı üzerine inşa etikleri siyaset argümanları suç sayılmalıdır. Din, insan ve toplum sağlığını geleceğinde doğru yaşanması bilimsel( ilimsel) gelişim için insani davranışların ahlak sınırları içinde yaşanması hak hukuk adalet kavramlarının sürekliliğini ortaya çıkarılması sağlanmalıdır. Kısaca din gerçek ve samimi anlamda yaşanılmalı reklama tabi olmamalıdır. Mustafa Kemal Atatürk ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir ” söylemi ile Türkiye’nin çağdaş medeniyet seviyesine ilimle çıkacağını işaret ettiğinin akıllara tekrardan kazınarak dinin devlet işlerinden ayrı tutularak diyanet işleri başkanlığı kuruluş esaslarına geri dönmelidir. Halkın ülke yönetimini samimi dürüst siyasetçilere vermesi sistemsel sağlanmalıdır.