Alo ses deneme; duyan var mı?

Yayın Tarihi 18 Kasım 2019

Hani “nerde o eski bayramlar!” falan diyoruz ya… Son yıllarda beni her gören “abi nerde o eski TV yayınları yahu?” “Nereye kayboldu o TV’ler!” falan diyorlar ya… “Bir zamanlar paramız her şeye yetiyordu” ya da “eskiden cep telefonu mu vardı beee!” falan filan diyoruz ya… Yani hep “değerlerin çöküşü”nden dem vuruyoruz ya... “Gazetecilik görevi”mizi yerine getirirken yaşadığımız süreçler de böyle çürümeye başladı.

Hani “nerde o eski bayramlar!” falan diyoruz ya…

Son yıllarda beni her gören “abi nerde o eski TV yayınları yahu?” “Nereye kayboldu o TV’ler!” falan diyorlar ya…

“Bir zamanlar paramız her şeye yetiyordu” ya da “eskiden cep telefonu mu vardı beee!” falan filan diyoruz ya…

Yani hep “değerlerin çöküşü”nden dem vuruyoruz ya...

Gazetecilik görevi”mizi yerine getirirken yaşadığımız süreçler de böyle çürümeye başladı.

Nasıl yani; şöyle:

Eskiden bir sorunu yazdığımız zaman (eskiden dediğim de daha en fazla 5-6 yıl önce!), karşımızdaki muhataplar “yurttaşlık bilinci” denen şeyin en güzel örnekleriyle hareket eden “yönetici”lerdi; konu ile ilgilenilir, yazı yanlış ya da eksik bilgiler içeriyorsa düzeltme yoluna gidilir, yazı haklı yakınmaları dile getiriyorsa o sorun (vatandaşın yararına!) mutlaka düzeltilir ve sorunun düzeltildiğine dair bilgiler bize resmi kanallardan iletilirdi.

Belge arşivim ve elektronik posta kutum hala bu tür yanıtlarla dolu.

Şimdilerde ise karşımızda bırakın yanıt vermeyi, hiç oralı olmayan, en küçük bir ses çıkarmayan, tuzluk kadar sessiz muhataplar var!

Bir filmdeki şahane benzetmeyi hatılatıp tebessüm edelim; ben ne zaman bir sorunu dile getirsem, duyduğum tek karşılık “otların büyüme sesi”!

14 Ekim 2019 Pazartesi günü yayınlanan “Şahsi ve mahalli tembihler” başlıklı yazımda sözünü etmiştim (hatta “Hep büyük, kocaman kocaman projeler ile ilgili şeyler yazacak değilim, bizi yöneten adamların dev ellerinin sığamayacağı küçük şeyler konusunda da yazabilirim yani; işte bir kaçı” demiştim)

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi binamızın başkanlık giriş kapısı üzerindeki çelik konstrüksiyon yer yer küflenmiş, hem "heyet ağırlama" fotoğraflarında çok kötü görünüyor, hem de biraz daha küflenirse belki tehlike oluşturabilir; bana kalırsa şöyle bir elden geçirilse iyi olur!

 

APİKAM (Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi)'ın Şair Eşref Bulvarı'na bakan ön cephesinin camları ara sıra silinse ne güzel olur; ne de olsa orası bir Kent Müzesi.

 

İzmir Metrosu'nun bazı istasyonlarında sergilenen antik sütun ve sütun başlarının üzerinde durduğu kaide içler acısı halde. Metro inşaatı sırasında bulunan kalıntıların konduğu beyaz zemin, elbette yıllarca hiç dokunulmadığı için, "toz deryası" haline gelmiş ve tam bir "sinek mezarlığı" görünümünde. Tamam, tarihi sevmiyoruz, belli, ama hani şu Çin malı elektrikli el süpürgeleri var ya, onlarla bile olur yani benim söylemek istediğim şey!

 

Engelli yurttaşlarımız için "kılavuz" görevini üstlenen yerdeki plastik sarı hatlarda yer yer kopmalar ve yapıştığı zeminden ayrılmalar var; bu haliyle bırakın engelli kardeşlerimize yardımcı olmayı adeta birer "çelme takan tuzak" haline dönüşmüş durumdalar... Hiç fazla söze gerek yok; bir an önce elden geçirilmeleri lazım.

… demiştim.

 

Hiç ses yok!

Kimseden çıt çıkmıyor…

Herkes marangoz tutkalıyla yapıştırıldığı koltuğunda rahat.