Alamut kalesinde bir gün…

Yayın Tarihi 14 Ocak 2014

Önce sis vardı.¶ Tevfik Fikret sisi biraz araladı. Sis devam ediyordu. Servet-i Fünun yazgısını işliyordu. Kâbus oldu sis. Kâbusa kabusname yazıldı. Derken kapıya Alamut kalesinde cenneti vadeden Hasan Sabbah dayandı.

* * *

Zulüm, rüşvet, ikiyüzlülük, yalan, riya, ahlaksızlık, yoksulluk, savaş, cinayet, katliam, hırsızlık, namussuzluk, işkence, sürgün, yağma, tehdit, şantaj, kumpas, komplo, darbe, uyuşturucu, silah, kaçakçılık, korku, terör, işgal, tecavüz, yakma-yıkma, haramilik….

Diller lal olaydı. Lal olaydı da bu kelimeleri dökmeyeydi. Sisin ardından bu kelimeler çıkmayaydı.

Tarihin yazgısında başka bir şey var mıydı? Var mıydı ki…

Başka kelimeler, başka söylemler…

* * *

“Hep bir ağızdan türkü söyleyip

hep beraber sulardan çekmek ağı,

demiri oya gibi isleyip hep beraber,

hep beraber sürebilmek toprağı,

ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,

yarin yanağından gayri her şeyde

her yerde

hep beraber!

diyebilmek

için” (N.H)

* * *

Bu ses nerden geliyor? Bu söylemler, bu kelimeler. Bunlar başka kelimeler…

İki ucu pis değnek arasına sıkıştırılmaya çalışılanlar kendi söylemlerini tarihte yaratmışlar. Kirli çark paslandığında dişliler artık tutmaz olur ve bir bütün sistemin çarkı işlemez. İşlemeye zorlanırsa da dişliler birbirini kırar, sistem dağılır.

* * *

Tarihe bugünden baktığımızda, bugüne tarihten baktığımızda bize bu dünyada yeni ne var sorusunu sorduranın tekerrür olduğunu düşünürüz. Dünyanın her hangi bir yerinde toplumlar birbiri ile girift ilişkiler içinde tarihin çarkını hep acıyla da olsa bugüne taşımışlar.

Tarihten de ders alarak bugün yeni hangi söylemi hangi yeni kelimelerle ruhumuzu kirletmeden söyleyebiliriz.

Bu sisi, bu kâbusu, bu karabasanı, bu ikiyüzlülüğü, bu çıkarcılığı, bu yalancılığı, bu riyayı, bu sahteliği nasıl dağıtırız, nasıl gerçek oluruz…

“yarin yanağından gayri” nasıl eşit oluruz…