Aklıma takılanlar…

Yayın Tarihi 23 Temmuz 2020

Bir zamanlar bir köye otomobil geldiğinde bütün çocuklar arkasından koşar, yavaş giden araca dokunabilmeye çalışırlardı! Bunu bilemeyecek ne var; köylü çocukları otomobili büyük olasılıkla ilk kez gördüklerinden, bu “olağandışı” “şey”e dokunup, onun nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalışırlardı.

Bir zamanlar bir köye otomobil geldiğinde bütün çocuklar arkasından koşar, yavaş giden araca dokunabilmeye çalışırlardı! 

Bunu bilemeyecek ne var; köylü çocukları otomobili büyük olasılıkla ilk kez gördüklerinden, bu “olağandışı” “şey”e dokunup, onun nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalışırlardı.

 Otomobil modelleri neredeyse her yıl büyük gelişme gösterdi, ama otomobile araba, tomofil, “taksi” diyen insanımız belki de aynı hızda gidemedi.

Şimdilerde artık otomobiller neredeyse “alçaktan uçan uçaklar”a benzemeye başladı ama toplum olarak hep devam eden, bitmek tükenmek bilmeyen bir “tam alışamama sendromu” yaşıyor gibiyiz bana kalırsa.

Son model araba kullandıkları için kendilerini de (gerçekten!) son model zannedenler, araçlarını modası çoktan geçmiş şarkıları dinlemek (ve zorla dinletmek için) çok yüksek sesli hoparlörler gibi kullanan kısa saçlı delikanlılar, otomobillerine kanat vesaire gibi acayip acayip bir şeyler takıp takıştırarak hayatlarını da modifiye edebileceğini zannedenler, her gün ve hatta 3-5 saatte bir araçlarını  yıkayarak ve silerek ona adeta sevgilileri gibi davrananlar (yani araba onlara hizmet edeceğine, onlar arabalarına hizmet ediyorlar!) hep bu “tam alışamama sendromu”ndan dolayı gibi!

***

21 Kasım-18 Aralık 2022 tarihleri arasında Katar’da yapılacak Dünya Kupası ile ilgili ayrıntılar açıklandı. Eksiksiz bir biçimde hazırlanmış program gerçekten hayranlık uyandırıcı… Ayrıntıların en önemlilerinden biri de elbette karşılaşmaların oynanacağı stadlardı…

Stadlar çok tuhafıma gitti. Çin malı ucuz naylon oyuncaklar gibi acayip acayip yapılar; boğum boğum çatılar, büzüm büzüm duvarlar… Neredeyse hepsinin de fotoğrafları havadan drone ile çekilmiş; yani insanların hiçbir zaman bakamayacakları bir yerden! Demek ki, her şey gösteriş… Demek ki içinde olmak, güvenli olmak önemli değil; şekil önemli.

***

Birdenbire büyüyen çok arkadaşım oldu… Yani 20 yaşındayken bir anda 50 yaşında olmalarını kastetmiyorum elbette; mevki olarak bir anda yükselen dostlarımı kastediyorum… Daha dün benimle birlikte Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kaloriferlerine dayanarak ısınmaya çalışan sevgili arkadaşlarım, mezuniyetlerinin birkaç yıl sonrasında, ciroları (mesela menkul kıymet piyasasındaki ciroları) hala piyasamızda olan ünlü bankalardan daha yüksek olan şirketlerin yönetim kurulu başkanları, sahipleri oldularAma hiç değişmediler, hep aynı kaldılar; tıpkı kaloriferlere dayanarak ısınmaya çalışan, sabah kahvaltısını yapamadığı için okuldaki öğle yemeğini saatine baka baka bekleyen o gariban öğrenciler gibi (demek ki böyle adamlar da var!)...

Şimdilerde bakıyorum; benim oyumla Belediye Başkanı seçilmiş adamlar % 50 gülünecek, % 50 ağlanacak halde güç zehirlenmesi içindeler. Eksiğini kapamak için şovmenliğe başlayanlar mı istersiniz, hiçbir zaman olmadıkları gibi davranmaya çalışanlar mı! En yakın dostları dahil herkesten kaçanlar mı istersiniz, bulundukları yerden korkmaya başlayıp tamamen yalnızlaşanlar mı! Çoğu acınacak durumdalar… Bir de bunların koltuklarını kaybettikleri günleri düşünün! İhtimaller tam bir felaket… Oturulan iki yer insanı ya öldürüyor ya da insanlıktan çıkarıyor: 1- Elektrikli sandalye 2-Makam koltuğu.

Nasıl aklıma takılanlar?

Abartmış mıyım? Yanılıyor muyum? Haklı mıyım?

Aklıma takılanlar şimdi de sizin aklınıza takıldı mı?