AK Parti kurucu değerlerine döner mi?

Yayın Tarihi 23 Ağustos 2017

 

AK Parti'nin 16’ncı yılında böyle bir sorun gündemde yok diyorsanız boşuna analiz yapmayalım. AK parti zaten kurucu değerlerinde diyorsanız, “metal yorgunluğu” tezini nasıl açıklayacaksınız?

“Metal yorgunluğu” tezi tam anlamıyla anlaşıldı mı?

Metal yorgunluğu tanımını en tepeden değil de tabandan bir çiçeği burnunda siyasetçi yapsaydı ne diyeceklerdi: Kendine yer açmak amacıyla böyle konuşuyor! Maalesef böyle denilerek çok önemli bir tespit güme gidecekti.

Oysa bu tez en tepeden dillendirildi. AK Parti'de tabandan siyaset üretme süreci yaşansaydı, bu ve başka tezler dillendirilseydi ne olurdu?

                *   *   *

AK Parti'nin 16’ncı yılı birkaç açıklama ve törenin dışında bence gereken görkemde ve bilimsellikte değerlendirilmedi. Bizde her şey günlük olup bittiği için ertesi gün diye bir şey yok. O gün herkes görüşünü söylüyor ve ertesi güne başka bir gündemle uyanıyoruz.

Oysa hiç de öyle değil. Ana gündemle değil de günlük ve anlık gündemle uğraşırsak böyle olur tabii. Türkiye’nin ana gündemi her gün değişmiyor ki?

Taaa başa dönelim. AK Parti'nin kuruluş yılına, 2001 yılına gidelim ve o tarihsel dönemi iyi tahlil edelim. AK Parti aynı Anavatan Partisi kurucusu merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal gibi 4 eğilimi birleştiren bir anlayışla kuruldu. Sağcı da vardı kuruluşta solcu da, milliyetçi de vardı, dini referans alan da.

Kim ki kendi deyimleriyle “eski Türkiye”den rahatsızsa yer buldu bu yeni harekette. Refah Partisi'nin, Fazilet Partisi'nin kapatılma süreçlerini iyi analiz etmek lazım.

Eski sisteme muhalif kim varsa “gel, hangi pozisyonda kendini görmek istiyorsan burada sana yer var” denildi. Hayatın her alanını kapsayıcı politikalar üretilince bir zamanlar CHP’nin genel sekreterliğini yapmış siyasetçi bile AKP hükümetinde kendini bakan olarak buldu.

Yol arkadaşlıkları başladı- bitti, yenileri geldi, yeni yol arkadaşlıkları kuruldu ama kervan hep yürüdü. Kim ki en sert muhalefeti yaptı, davet edildi, “gel kardeşim, ne istiyorsun sen, bakanlık mı, genel başkan yardımcılığı mı, al ve muhalefet ettiğin ne varsa iktidarda olarak çözüm üret ve uygula” dendi.

Tabii gelişmeleri dışarıdan izleyenler şaşırdı. Bu kadar da olmaz, dendi. Onlar asla yan yana gelmez denilen kişiler yan yana geldi ve bir zamanlar birbirlerine en ağır sözleri söyleyenler bir araya geldi.

                    *   *   *

Yazılarımda çokça soru cümlesi kurduğum söyleniyor. Gazeteciliğe muhabirlikten başladığım için ve muhabirliğin de temel koşulu en doğru soruyu sormak olduğundan köşe yazılarıma ister istemez yansıyor bu özelliğim. Soru sormayı seviyorum ve bazen de herkesin cevabını bildiği soruları da soruyorum. Bazı sorularıma kendim cevap veriyorum, bazılarını da okuyucuya bırakıyorum.

Başlıkta sorduğum sorunun cevabını bu kez kendim vermeye çalışayım:

AK Parti kurucu değerlerine döner mi?

Başkanlık sistemine-Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimiz için artık ne AK Parti 2001 yılının partisi ne de Türkiye 2001 yılının Türkiyesi. Köprülerin altından çok su aktı. Filozof Herakles’in bir sözü var: Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz!

Ben her zaman taban demokrasisinden yana oldum, şeffaf, katılımcı, doğrudan demokrasiden yana oldum. Siyasetin yerelden merkeze üretilmesini savundum. Yerel siyasetçilere değer verdim, onlarla tartıştım, görüş alışverişinde bulundum ve merkezden gelenlere onların görüşlerini aktardım. Bu nedenle yerel muhabirlere çok önem veririm. Her şey merkezileşirken yerel değerlerin değersizleşmesi sürecini sağlıklı bulmuyorum. Umarım merkez-yerel dengesi iktidar veya muhalefet demeden yeniden hayata geçer. –O kadar çok alt başlık var ki, inanın günlük gündemi bir kenara bırakıp AK Parti'nin 16 yılını irdelemeye devam etmek gerek diye düşünüyorum, bir dahaki yazıda devam edelim değil mi?