AK Parti - CHP “muharebe”leri 

Yayın Tarihi 24 Temmuz 2019

    Riskli bir başlık bu…     Muharebe, çarpışma, harp-marp, savaş falan, bu tür sözcükleri kendi anlamları dışında, “mücadele” anlamını kastetmek için spor, siyaset gibi başka alanlarda kullanmak, bırakın sakıncalı olmalarını, bana göre ayıp bile.

    Riskli bir başlık bu…
    Muharebe, çarpışma, harp-marp, savaş falan, bu tür sözcükleri kendi anlamları dışında, “mücadele” anlamını kastetmek için spor, siyaset gibi başka alanlarda kullanmak, bırakın sakıncalı olmalarını, bana göre ayıp bile.
    Ama bakın ben tırnak işaretleri içinde kullandım.
    Çünkü özel bir durumu, AK Parti ile CHP’nin parti olarak birbirlerine karşı mücadele etmelerini değil, bu partilere gönül verenlerin kendi içlerinde kendilerine karşı mücadelelerini kastediyorum. 
    Önce AK Parti…
    Uzun bir süredir partisini “metal yorgunluğu” tarifiyle eleştiren daha doğrusu partisel bir öz eleştiri yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, onca büyük kenti kaybetmelerinin ardından, İstanbul’da “yenilenen” seçimi “bir türlü yorgunluklarını gideremeyip dinçleşemeyen adamlar”a son şans olarak tanıdı ve oradaki ağır yenilginin ardından düğmeye bastı! 
    … diyenler var.
    Onlara göre Ali Babacan’a yeni partiyi kurdurtan, bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi!
    “Baktı AK Parti erimekte, o da fikirlerini yepyeni bir “bina”ya taşıyor” diyorlar… Siyasete bakarken sınıfsal bakış açısı, ideolojik bakış açısı, stratejik bakış açısı gibi argümanları kullanmayanlar arasında daha çok duyduğum (elbette komplo teorisi gibi görünen!) bu fikri de şöyle savunuyorlar; “Babacan madem muhalefet yapacak, gidip neden Erdoğan’dan izin istesin ki!” (Abdullah Gül’ün vakti zamanında rahmetli Necmettin Erbakan’dan zarif bir biçimde izin aldığını bırakın hatırlayan, böyle bir şeyi bilen bile yok!).
    Onlara göre “gazeteciler fotoğrafı yakaladı; Erdoğan ile Babacan da poz vermek zorunda kaldı” (!)
    Size ne kadar mantıklı gelir bilmem, ama aktarayım   istedim.

***   

    CHP’ye gelince…
    Yerel Seçimlerde İzmir’i Atatürk ve cumhuriyet sevdası ile her zaman olduğu gibi, Ankara’yı söke söke, İstanbul’u “unutulmaz bir tarihi zafer kazanarak” alan, Adana, Mersin, Antalya gibi yerlerde gövde gösterisi yapan CHP, bugünlerde keyifle göbeğini kaşıyan tatilciler gibi…
    Ama nereye kadar? 
    Kentleri deniz, güneş, kum üçlüsünde duydukları haz kadar keyif verici bir rahatlıkta yöneten başkanlar için “kongreler” denen “mayınlı tarla” gittikçe yaklaşıyor.
    Koltuk sahibi olabilmek için “herşeye evet” diyerek aday olabilen başkanların örgütte neye benzedikleri kongreler sürecinde röntgen filmi gibi ortaya çıkacak.
    “Herşeye evet” diyen başkanların etrafını zaten kendi adamlarıyla abluka altına alan “müstakbel başkan”ların kongrelerde galip çıkması halinde (ve yapı gereği bu kaçınılmaz görünüyor!), elleri kolları bağlı başkanların “110 metre engelli müsabakası” benzeri bir yarışta nereye kadar debelenebileceklerini seyredeceğiz.
    Bir tarafta Reis’in “yenilenin, dinçleşin!” uyarılarının gereğini yapamadığı için yeni bir oluşumun “dürttüğü” AK Parti, bir tarafta her zaman alıştığımız o “kendi içinde hesaplaşma”ların en şiddetlisine gebe CHP…

    Nasıl muharebeler ama!