Ahh Türkiye'm Vah Türkiye'm...

Yayın Tarihi 21 Haziran 2017

Ülkemizin temel sorunlarının çözülememesinin sebebi,kuruluşunun üzerinden 90 yıl geçmesine rağmen halen reel bir düşünce metoduolmama­sından kaynaklanıyor aslında...

Dünyada olup bitenleri süzemediğimizden yaşamsal olaylara bir bütün içinde bakamıyoruz malesef...

O kadar içimize kapandık, o kadar soyutladık ki kendimizi dış dünyadan, olup bitenleri bütünlük içinde değerlen­dirme, tartışma ve varılabilecek çözüm yollarında uzlaşma konusunda sınıfta kaldık.

Devlet ve vatandaşlık kavramlarını bir türlü sindiremedik nedense.

Bizler için devlet; kahvehane masalarında A parti ya da B partinin genel başkanlarını tartışmak oldu.Hiç sorgulamadık bizi yönetenleri. Gerçi sorgulmayı düşündük mü? O da ayrı bir soru.

Ken­di yaşadığımız mahalleyi, kasabayı, semti yahut şehri dünyanın merkezi sandık. Günlük sorunlarla, gazete manşetlerine aldanarak kaybettik yıllarımızı.

Halbuki, dünya bizden ibaret değildi hiçbir zaman!

Ve dünyada yaşananlar da san­dığımızdan çok daha fazla etkiliyordu bizleri. Ya biz farkında değildik ya da çok güzel uyuttular bizleri.

Altı sıfırı attılar paramızdan ve değerli Türk Lirası balonunu yutturdular mesela. Ama paramızın dolara ayarlı olduğunu memleketin büyük bir kısmından sakladılar hep.

Devleti yönetenler kişi başına düşen milli gelirin 10 bin doların üstünde olduğunu söylerken asgari ücretlinin ve emekli vatandaşın maaşını da 10 bin dolar sanıyordu galiba...

Halbuki kişi başına düşen milli gelir söylemlerinin içeriğini ne kadarımız biliyordu?

Yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 45 - 50, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay sadece yüzde 5 - 6 arasındayken ‘’Ne 10 bin dolarından bahsediyorsunuz’’ diyebildik mi peki?

Bu gelir aldatmacısının basit bir örnekle açıklarsak; düşünün ki her biri 20’şer kişilik iki grup var. Birinci gruba paylaşsınlar diye 47 ekmek veriliyor, ikinci gruba ise sadece 6 ekmek. İkinci grubun ne perişan hallere düşeceğini artık siz hayal edin.

Ekonomiyi geçelim.

Demokrasi ne durumda peki?

Demokrasi kurumunun da içi boşaltıldı ne yazık ki. Çünkü Yargı, Yürütme ve Yasama’nın tek elde toplandığı bir sistemde demokrasiyi tartışmanın yahut yazmanın bir anlamı var mı?

Hukuk sisteminin yaşadığı çöküntü ise son yıllarda gerçekleşen haksız yargılamalar, keyfi tutuklamalar ve yargı üyelerinin üzerindeki baskıdan ayan beyan ortada değil mi?

Dış politikada durumumuz ise 2000'li yılların başında komşularıyla sıfır sorunlu Türkiye’den , 2017 yılı itibariyle tüm komşularıyla kavgalı duruma düşmüş bir ülke hali.

Benim yazdıklarım da laf ola beri gele...

Aynı siyaset kurumundanharikalar yaratmasını bekliyordum galiba!!!

Neyse bizi çok iyi uyuttular yıllardır.

Umarım kuma gömdüğümüz başımızı tez vakitte çıkarırız.

Hadi kalın sağlıcakla...