Aday olan olamayan!

Yayın Tarihi 16 Ekim 2014

Siyaset uzun soluklu bir zevk, sorumluluk ve ideolojik bir yaşam biçiminin mücadele alanıdır. Kimilerine göre de ekonomik kalkınma ve ayakta kalabilme savaşıdır. Siyasette en önemli hedeflerin başında milletvekilliği ve belediye başkanlığı gelir.

Kimileri yıllar boyu mücadele eder, milletvekili veya belediye başkanı olabilmek için kapı kapı dolaşırlar. Çalmadık kapı bırakmazlar. Şans kapılarını çalar. Aday bile bazen olurlar ancak sicilleri veya yaptıkları bazı basit hatalardan dolayı adaylıkları düşer. Bıkmazlar usanmazlar. İllaki olacaklar. Örgüt çalışmalarına katılmazlar. Seçim dönemleri çıkarlar aday adayı olduklarını açıklarlar ve adaymışçasına bir süre ortalıkta dolaşırlar. Yüzlerce aracı ayarlarlar, aracılar onları yukarıya enforme etsin diye çaba sarf ederler. Kimileri zaten yukarıdan kendine ayar çekmişlerdir. Hatta genel başkanları ile de görüşmüşlerdir. “Git çalış denmiştir” kendilerine, gülümseyerek söylenen bu git çalış kelimesi genel başkan beni destekliyor anlamıyla eşdeğer tutularak yola çıkılır.

“Vah efendim vay başına gelenler” diye haykıranlar. Milyonlarca para harcayanlar. Vs. vs… sonrası aday olamayınca, büyük bir dumur. İlk iki gün çok sinirli sonra biraz gazlı arkasından tepkili kavgalı vs. derken bir adaylık dönemi daha geçer. Ve algı “aday olamayan tepki gösterir” ile tescillenir.

Evet örneklere bakılınca ekipçilik ve partililik ayrımı içinde düşünmek ve fikir yoğunluğunu da buna göre ayarlamak lazım. Eğer bir ekiptensen ekip başı ve yöneticileri sana bir görev biçtiyse zaten görev alırsın. Eğer o ekibin gücü kudreti yerindeyse tabii ki!

Eğer bir ekibe bağlı değilsen kendi emeklerinle mücadelenle bir yere gelmek için çalışırsın. Oldu yukarıdakiler çok iyidir, olmadı yukarıdakiler çok kötüdür. Yerden yere vurmak boyun borcudur.

Bir de aday olmak değil siyaseti bir ideolojiye dayandıran hedeflerinde halk, vatandaş, millet, hizmet, ülke geleceği, kentlerin gelişimi değişimi ve yaşamsal alanlara hizmet etme heyecanı taşıyanlar vardır. Bence bu son sınıf en makbulü, en ehemmiyetlisidir. Bunlar aday yapılmazlarsa ağlayıp sızlayıp hoplayıp zıplamazlar. Ekiplere ihtiyaç duymazlar. Mücadeleyi kolektif bir bütün olarak düşünürler. Ve siyasi partilerine her zaman katkı koyan, destek olan, bireyler olarak tanımlanırlar. Görmek istemeyenler tarafından elbette değil gören samimi gözler ve gerçek menfaatsiz yol arkadaşları fark ederler. Düşünün her dönem her yere aday olan her dönemin adamı pozisyonunda olan sadece mevki-makam kompleksi yaşayanları, siz bile yeter artık dersiniz. Hep tepki çekerler tepkiden bihaberdirler.

Şimdi gelin şunu yapalım, birilerinin mevki makam için girdiği her kostüme alkış çalmayalım. Makam kompleksine sahiplere destek olmayalım. Partisine ve genel başkanlarına ağır hakaret edenleri de siyaset süzgecimizden geçirelim. Ve otur artık oturduğun yerde diyelim. Yaşadığımız ülkemize şehrimize hizmet edecek kişiler ve değerleri belirleyelim. Birilerinin adamı diye kimseyi desteklemeyelim. Eğer gerçekten kaliteli, kişilikli, ideolojisi, duruşu, tutarlılığı ve mücadeleci kişiliği şahsi değilse, toplum içinse, partisi içinse bunu gönül gözüyle görüp destek olalım sonra da eleştirmeyelim.

Halkın arasında halkla birlikte savaşan hak hukuk mücadelesini yapan yüreği ile halka, vatandaşa sarılanları bu ülkenin yönetimine taşıyalım. Bu ülkenin hizmet kurumlarının başına taşıyalım. Yalakalar ve yalamalardan uzak duralım. Aday olunca iyi aday olmayınca tu kaka diyenlere de kırmızı kartı gösterelim.

Not: Bu akşam EGE TV'de saat 21.30'da bu görüşlerime yer vereceğim. Daha detaylı sevgi ile kalın.