26 Nisan 1986…

Yayın Tarihi 26 Nisan 2021

Ukrayna’nın Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde gerçekleşen nükleer kazanın ardından tam 35 yıl geçti.

Kaza, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği'ne göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazalardan biri.

Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğinde en yüksek sınıflandırma oranı olan 7 (yedi) ile ölçeklendirilirken, bu sınıfta ölçeklendirilen yalnızca iki nükleer felaket var.

Bunlardan birisi Çernobil felaketi, diğeri ise 2011 yılında meydana gelen Fukuşima Nükleer Santrali kazası.

Bu iki kaza felaket maliyeti ve kayıpları açısından tarihin en kötü iki nükleer kazasıdır.

Çernobil nükleer reaktöründeki patlama sonucunda çevre ülkelere yayılan radyoaktif parçacıkların büyüklüğü ve etkileri üzerine kazanın üzerinden geçen yıllarda ciddi bir bilimsel araştırma ne yazık ki yapılmamıştır.

Özellikle radyasyon seviyesini gösteren sayısal değerlerin açıklanmamış olması, patlamanın hemen sonrasında çevre üzerindeki etkilerle ilgili yeterli veriye ulaşmayı imkânsız hale getirmiştir.

Çernobil Faciası’nın 1945 yılında Hiroşima'ya atılan atom bombasının 50 katına eşit miktarda radyasyon yaydığı söylenmektedir.

Faciada bazı bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep olduğu vurgulanmaktadır.

Kazanın etkileri nedeniyle yüz binlerce çocuğun sakat dünyaya geldiği, kanser vakalarının çok arttığı sürekli dile getirilirken, kazanın yarattığı olumsuz etkilerin ise nesiller boyunca sürmesi bekleniyor.

1986 yılının baharında, Çernobil Nükleer Santrali'nde yaşanan bu patlamayla dünya tarihinde, bugüne kadar insanlığın sebep olduğu en büyük felaket olarak bilinen olayın radyasyon etkileri maalesef hala sürüyor.

Facia sonucu Ukrayna, Rusya ve Belarus'un birçok bölgesinde hava ve su zehirlenmesi etkisini gösterirken radyoaktif madde yüklü bulutların Türkiye dahil birçok ülkeye yayılması maalesef önlenemedi. Bakıldığında sadece insan yaşamını etkilemedi.

Patlamanın ardından bölgedeki bitki ve hayvanlarda birtakım mutasyonlar gözlemlenmeye başladı. Sözgelimi bitkilerin yaprakları şekil değiştirdi ve kimi hayvanlar fiziksel deformasyonlarla dünyaya geldi. Günümüzde ise alan belirli bir dereceye kadar kurtarılmış olsa da normale dönmekten hala çok uzak.

Ancak, insanlar sınırlandırılmış alanın hemen dışına yeniden yerleşmekten kaçınmıyor. Turistler bölgeye gelmeye devam ediyor. Aradan geçen 35 yıla rağmen etkileri halen hissedilen Çernobil başta olmak üzere tüm felaketlerin insanoğlu üzerinden uzak durması tek dileğimiz. Umarım dünya bu acıları bir daha yaşamaz.