17 Ağustos depreminin ardından 17 yıl geçti…

Yayın Tarihi 17 Ağustos 2016

Bundan tam 17 yıl önce bugün, 17 Ağustos 1999’da Türkiye en karanlık günlerinden birini yaşadı.

Saat 03:02’de merkez üssü Gölcük olan deprem 45 saniye içerisinde binlerce can aldı, faciadan sağ kurtulanlara ise ömür boyu unutamayacakları bir acı bıraktı. 45 saniye süren depremin ardından 17.480 kişi hayatını kaybetti. Onbinlerce kişi yaralandı. 35.180 konut, 5.770 işyeri yıkıldı.

17 Ağustos depremi öncesinde, İstanbul için olası büyük deprem uyarıları yapılıyor olmasına karşın, Türkiye’nin gündeminde deprem diye bir konu yoktu. Çünkü bilim insanlarının uyarıları o dönemin hükümetleri ve ilgili kurumları tarafından dikkate alınmıyordu. 

Olası bir depremde, depremzedelere yardım için kullanılmak üzere afet fonunda toplanan paralar dönemin hükümetleri tarafından, “depremin ne zaman olacağı belli değil, belki de hiç olmaz” düşüncesiyle başka alanlarda başka amaçlar için kullanılmıştı.

Ne yazık ki üzerinden onca yıl geçmesine rağmen hala birşeyler değişmedi bu ülkede.

Yarın deprem olacakmış gibi depremle mücadele konusunda yapılması gereken çalışmalar hep ertelendi.

Alınması gereken önlemler hiçbir zaman alınmadı. Deprem bilincinin sürekli uyanık tutulması, mücadelenin sürekliliği ve sürdürülebilirliği sağlanmadı. 

Türkiye’de depremle mücadele konusunda alınması gereken önlemlerin başında gelen yapıların bir an önce depreme dayanıklı hale getirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasını amaçlayan “Kentsel Dönüşüm” projeleri ilgili belediyelerce kentsel dönüşümden çok ‘Rantsal Dönüşüm’ projeleri haline getirildi ne yazık ki…

Yapılması ve acil adımların atılması gereken birçok konu da hasır altı edildi. Bu büyük trajedinin ardından Türkiye gibi aktif deprem bölgesinde bulunan bir ülkenin uzun süreli depremsiz dönemler geçireceği düşünüldü herhalde. Ne acı değil mi?

Bu sismik sessizliğin aktif fay noktasında sürekli bir gerilim ve enerji biriktirdiğini, sessiz geçen bu süre ne kadar uzun olursa o noktada oluşabilecek gerilimin ne kadar büyük oluşacağını ve enerji birikeceğini bile bile somut hiçbir adım atılmaması inanın anlaşılır gibi değil.

Türkiye’de nüfusun yüzde 95’inin yani yaklaşık 76 milyon kişinin deprem tehdidi altında yaşadığını, 20 milyona yaklaşan konut stoğunun yaklaşık yüzde 40’ının projesiz, yüzde 67’sinin ruhsatsız, deprem gibi bir doğal afette yıkılabilecek riskli bina oranının yüzde 60 olduğunun verileri elimizdeyken bu vahim tabloyu görmezden gelen herkesi bir vatandaş olarak esefle kınıyorum.

17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden 17 yıl geçmesine ve bu depremden kentlerin, siyaset kurumunun ve yerel yönetimlerin ders çıkartmamasına, depreme karşı önlemler almaması na ve bu konuda heyecanlarını yitirmiş olmalarına ise inanamıyorum.

Herkes şunu bilmelidir ki: Bu dünyadaki en değerli şey; ikamesi, telafisi, geri konması mümkün olmayan yaşamdır. 17 yıldır deprem öncesi ve sonrasına dair hiçbir çalışma yapmayan kurumlar, ve siyaset mekanizması olası bir depremde kaybedilecek herbir yaşamın sorumlusu olacaktır.