12 Eylül darbesi (O gece)

Yayın Tarihi 08 Eylül 2020

12 Eylül faşist darbesi bir hafta sonra 40. yılına girecek. Bu darbenin yarattığı felaket ülkemizin demokrasisine vurulmuş en büyük kötülüktür. O günden bu yana ülkede taşlar hiçbir türlü yerine  oturmamıştır. O karanlık günleri yaşayan bir vatandaş olarak sizlere kendi yaşadığım sıkıntıları anlatmaya çalışacağım.

12 Eylül faşist darbesi bir hafta sonra 40. yılına girecek. Bu darbenin yarattığı felaket ülkemizin demokrasisine vurulmuş en büyük kötülüktür. O günden bu yana ülkede taşlar hiçbir türlü yerine  oturmamıştır. O karanlık günleri yaşayan bir vatandaş olarak sizlere kendi yaşadığım sıkıntıları anlatmaya çalışacağım.

CHP kongreleri yaklaşmıştı. Delege seçimlerinin tarihleri belirlenmişti. Bizim mahallenin delege seçimi 11 Eylül akşamı belirlenen adreste yapılacaktı. Parti binasına gittim, mahallenin kayıtlı üyelerinin gelmesini iki arkadaş ile birlikte bekledim. Biri ilçe başkanımızdı, bir diğeri de il genel meclis üyesiydi. Ancak hiç kimse oy kullanmaya gelmedi. Parti binasında üçümüz birbirimize bakarak acaba neden gelmediler sorusunun cevabını arıyorduk. Ben Bornova’da ikamet ediyordum. Saat epey geç olmuştu, parti binasını kapattık, ben Salihli’deki  babamların evine arkadaşlarım da kendi evlerine gittiler.

Sabahleyin yanılmıyorsam 05.00 sıralarında belediye hoparlöründen ülkede darbe olduğunu işittim. Hemen kalkıp evin avlusuna çıktım. Babam da uyanmış ona sorduğumda, 'Evet oğlum asker yönetime el koymuş' dedi. Eşim ve çocuklarımı kaldırıp sıkıyönetim ilan edilmesine rağmen arabaya binip Bornova’daki evime döndüm. Eve girer girmez karşı komşu kapımızı çaldı. Sabaha karşı askeri cemse gelmiş, evi kuşatmış, beni aramışlar. Komşum da onlar Salihli’de babalarının evindeler demiş ve dönmüşler.

Evden çıkmadan gün içinde olan biteni televizyondan izlemeye başladım. Bir yandan da gözüm kulağım sokak başındaydı. Zira ben Tariş Üzüm İşletmeleri'nde çalışan biri olarak aranıyor olabilirdim. Telefonum yoktu. Ne yapacağımı bilemiyordum, kimseyle de haberleşme imkanım olmadığından karakara düşünüyordum. En nihayet 50 metre ilerideki bir komşunun telefonu geldi aklıma. Kapısını çaldım, önceden tanıştığımız için telefonu kullanıp kullanamayacağımı sordum, 'Tabi buyurun kullanabilirsin' dedi. Aklımda olan birkaç arkadaşıma telefon ettim. Ancak eşleriyle konuşabildim, zira o arkadaşlarımın hepsi gözaltına alınmışlardı. Komşuma teşekkür edip canım sıkılarak eve döndüm.

Akşam yemeğini yedikten sonra haberleri dinlerken Ecevit ve Demirel’in Gelibolu yakınlarındaki Hamzakoy’a , Erbakan ve Türkeş’in de İzmir’de Uzunburun’a götürüldüklerini dinledim. Karanlık iyice çökünce karşı komşularımdan birisi evde kalmamızın risk taşıdığını o nedenle bizi evlerinde misafir edebileceklerini söylediler. Öyle yaptık. Sabaha karşı evimin etrafı projektörlerle aydınlatıldı, yine beni aramaya gelmişler. Karşıdan perde arkasından izliyordum gördüm. Bir müddet sonra geri döndüler.

12 Eylül 1980 sonrasındaki çalkantıları kimimiz yaşayarak, kimimiz okuyarak zaten yeteri kadar bilgi sahibi olduk. Belki parlamentonun kapatıldığını, belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin görevlerinden alındıklarını hatırlatmak gerekebilir. Zira ben de belediye meclis üyesi idim ve görevden alınmış idim. Dile kolay 40  yıl oldu ve ülke halen demokrasi savaşını vermektedir.

Ne acıklı değil mi?