1 Ocak 2014 Merhaba

Yayın Tarihi 31 Aralık 2013

Yeni bir yılın ilk günü bugün. Siz bu satırları okuyorsanız “yeni bir yıla girmişsiniz” demektir.¶

Yeni yıl nedeniyle birçok kutlama mesajı aldınız ve yeni yılın mutlu, sağlıklı, başarılı geçmesi için dileklerde bulundunuz.

Hatırlıyorum da yıllar önce çocukluğumda geleceği çok merak ediyordum. Sonra geçliğimde de geleceği merak ettim. Arkadaşlarımla sohbetlerde gelecek nasıl olacak diye sabahlara kadar konuşurduk.

Geçmişte merak ettiğim gelecek geldi. Ben fark edemedim geçmişteki beklenen geleceğin gelip geçtiğini. Muhasebesini de yapamadım, gelen benim beklediğim, umduğum gelecek miydi?

Gelecekte her şey güzel olacaktı!

Böyle bir beklenti vardı bizde. Hatta gazeteler de beklentimizi büyütüyordu. Bir zamanların en çok tirajlı gazetesi Günaydın manşet atmıştı: ‘Türkiye 20 yıl sonra İtalya’ya yetişecek’ diye.

20 yıl geçti ama ben-biz muhasebesini yapamadık İtalya’ya yetişip yetişemediğimizin. Sonra dendi ki 10 yıl içinde Avrupa Birliği’ne gireceğiz.

1900’lü yılların sonuna doğru bir 2000’li yıllar umudu doğmuştu. Artık yeni bir milenyuma giriyorduk ve yeni milenyumda dünyamız çok güzel olacaktı.

Sanki yürüsek, koşsak güzel bir dünya ileride duruyordu ve biz ona 2000 yılında ulaşacaktık. İki bine doğru yıllarımız böyle geçti. Yeni milenyum 2000 yılında mı başladı, 2001 yılına girmekle mi başlayacaktı diye tartıştık ve bu tartışmanın sonucunu getiremediğimiz için yeni milenyuma giremedik.

Oysa bakın işte 2014’deyiz. Yeni binyıldan 14 yıl almışız. Hani yeni bin yılda her şey çok güzel olacaktı!?

Ben nasıl kandım her şeyin güzel olacağına? Ben kandığıma göre bir kandıran vardı. Beni kim kandırdı? İnanmak istediğim için mi kandım, her şey güzel olsun istedim. Her şey benim dilememle güzel olmuyordu.

Urfa’da Harran Ovası’na bakan bir tepede Göbeklitepe’de günümüzden 10 bin yıl öncesinin izlerini bulduğumda şu uzayda mavi bir bilye tanesi gibi dönen dünyanın üzerinde insan evladının kaç milenyumdur yaşadığını irkilerek düşündüm.

Ben- biz istesek de istemesek de dünya dönüyordu ve güneşin etrafındaki bir turuna yıl deniyordu. Kaç tur atmıştı, uzayda bir kayaya çentik atan yoktu. Dünya dönecekti ve şu kadar döndüğünde şöyle olacaktı. Yok olmayacaktı. Kendi kendine hiçbir şey olmuyordu. Kendi kendine dünya güzel olmuyordu. Açlık son bulmuyordu kendi kendine. Dünya üzerindeki nimetlerin paylaşımı adaletli olmuyordu kendi kendine. Sonra her şey karmakarışıklaşıyordu. Bir şey eksikti ama ne?

Yağmurlar yağıyordu. Deprem oluyordu. Yanardağlar patlıyordu. Güneş doğuyordu. Çiçekler açıyordu. Ağaçlar meyve veriyordu. Bana-bize sormadan kendi bildiğini tekrarlıyordu.

İşte bir yılbaşında daha çocukluğuma döndüm. Benden habersiz döne bu dünyada ben kimdim-biz kimdik?

Biz istediğimiz için mi yeni yıla girmiştik, biz istediğimiz için mi yeni yıl iyi olacaktı. Biz istesek açlık son bulacak mıydı, biz istesek sömürü, yoksulluk son bulacak mıydı?

Bize sormadan dönen bu dünyada hiç olmazsa bizli bir şeyler olsaydı!