04.07.2021, 10:46

Herper Lee -Bülbülü Öldürmek

Merhaba sevgili kitap dostları,

Uzun zamandır okumak istediğim bir kitabı okuyup bitirmiş olmanın mutluluğu ile başlıyorum bugün değerlendirmeme.

Herper Lee’den, Pulitzer ödüllü Bülbülü öldürmek kitabı, 1930’lu yılların Amerika’sının sosyal ve kültürel yapısını, hayali bir kasabada yaşayan, on yaşında bir kız çocuğunun gözünden, aktarıyor. Çocuk gözünden aktarılan kitaplar nedense benim içime daha çok işliyor ve daha samimi geliyor. Bu yüzden Bülbülü öldürmek kitabının derin ve evrensel konusu yazar Herper Lee’nin sade ama çarpıcı dili ile birleştiğinde beni oldukça etkiledi diyebilirim sizlere.

Kitapta ABD’deki hayali bir kasabada asılsız bir iddia ile yargılanan siyahi adamı savunma görevini kabul ettiği için kasabanın geri kalanıyla ters düşen avukat Atticus Finch ve ailesinin yaşadıkları ele alıyor olsa da kitabın ana konusu tüm ötekileştirilmiş insanlar, ayrımcılık ve ırkçılık.

Peki, sizce bu kitabın yazıldığı tarihten günümüze eşitlik, ayrımcılık ve ırkçılık konularında ne değişti? Ya da neden hala bu konular hakkında hiçbir şey değişmedi?

Dünya, bu kadar uzun zamanda koşar adımlarla geliştiği ve ilerlediği halde, neden bu temel konulara gözlerimiz kapalı kaldı?

Neredeyse yapay zekanın bile bir ırk olarak kabul edileceği bu teknoloji ve gelişim çağında, karşısında fark ettikleri en küçük farklılığı kabul edemeyip, ötekileştirmeye çalışanlar beyinlerinin en iç güdüsel, en ilkel kısımlarının etkisinde kalanlar mı? Yoksa Malcolm X’in dediği gibi “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir rahatsızlık mı?

Bunlar konunun uzmanları tarafından uzun uzadıya araştırılacak sorular olsa da günümüzde aynı yerde, aynı kişilerle aynı kitap yazılsa kitap finalinin farklı olmayacağı hissi insanın yüreğini sızlatıyor.

Uzun süre etkisinden çıkamayacağımı düşündüğüm, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, kitap severlere naçizane tavsiyemdir.



MASARU EMOTO-SUYUN GİZLİ MESAJI
İçtiğimiz, duş aldığımız, yemek yapığımız, kahve hazırladığımız, çay demlediğimiz, şükür ki ulaşmak için (şimdilik) zahmete girmediğimiz için hakkında pek düşünmediğimiz su sırlarla ve mucizelerle dolu ve bu kitap bize suyun mucizelerini anlatıyor desem bana inanır mısınız?

 

Yeryüzünün büyük bir kısmının, insan vücudunun % 70’nin su olduğu gerçeğini hatırlamak bile suyun bizim için herhangi bir kimyasal birleşimin çok ötesi olduğunun kanıtı olsa da, susuz yaşam döngüsünün tamamlanmayacağını biliyor olsak da, bu kitapta anlatılan su; suyun bizim için biyolojik bir ihtiyaç olmasının çok daha ötesinde.

Yazar Masaru Emoto ve ekibi, Suyun Gizli Mesajı adlı kitabında saf suyu,-4 derecelik özel odalarda kristaller haline getirip fotoğraflamaya başlamış. Saf su diyorum çünkü şebeke suları ya da satın aldığımız şişe suları, maruz kaldıkları işlemler gereği ve içerdikleri klor sebebiyle yazara göre saflıklarını kaybetmişler ve maalesef kristalleşememişler. Belli bir süre sonra yazar ve ekibi fotoğrafladığı su kristallerine iyi ya da kötü sözcükler söyleyip veya müzik dinletip, fotoğraflamaya devam etmiş.

 

Su kristallerinin söylenen sözün iyi ya da kötü olmasına göre aldığı şekiller için, size bir mucize diyebilirim. İyi sözler de taç, çiçek, geometrik farklı desenler alırken, kötü sözcüklerde ise eğri büğrü şekiller ve kristalleşemeyen su tanelerinin fotoğrafları kitapta net bir şekilde gösterilmiş. En ilgi çekici yanıysa suyun en güzel reaksiyonu ve deseni “ŞÜKÜR” ve “SEVGİ sözcüklerinde vermesi olmuş.

 

Bu araştırmayı görsellerle bize aktaran bu kitap, ağzımızdan çıkan her kelimenin vücudumuzda bulunan suya nasıl etki ettiğinin, en büyük kanıtı olabilir.

Araştırma türünde yazılmış, araştırmanın her aşaması görsellerle kanıtlandırılmış, çevirisi sade ve akıcı, sizi şaşırttığı kadar hayata farklı yönlerden bakmanızı sağlayacak bu güzel eser kitapseverlere naçizane tavsiyemdir.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@