Haberler > Güncel

Yayın Tarihi: 12 Nisan 2021 - 11:17

Soyadı yazgısını çizdi

Vispo Travel Yönetim Kurulu Başkanı Emre Gezgin ile pandemi sürecinde turizmi konuştuk. Gezgin, turizmin geleceğine ilişkin “Tematik kanalları geleneksel turizme adapte etmeliyiz” dedi

Daha okul yıllarında turist rehberi olarak girdi bacasız sanayiye. Sadece Türkiye’de değil, başta Fransa olmak üzere yurt dışında da turizm denilince akla gelebilen her işi yaptı. Belki soyadı yazgısını çizdi. En son İzmir Skal Kulübü’nün başkanlığını üstlendi. Skal Kulüp iki kelime ama çok anlamlı bir sivil toplum kuruluşu. 1934’te Fransız turizmcilerin bir Kuzey Avrupa seyahatlerinde kurulmuş bir mesleki kardeşlik ve dostluk kulübü veya organizasyonu. 102 ülkede 345 kulüp ve 14 bin üye. Türkiye’ye 1957’de geliyor. Önce İstanbul. 1965’te Ankara, 1966’da İzmir. İzmir Skal Kulüp onun döneminde önemli başarılara imza attı. “2020 Dünyanın En İyi Skal Kulübü Yarışması”nda İzmir Skal Kulübü Derneği etkin ve hedefe odaklı yürüttüğü kolektif kampanya ve lobi çalışmalarıyla, Paris, Londra, Monaco, Mexico, Palm Beach, Hawai gibi 17 rakip kulübü geçerek 'Dünyanın En İyi 2. Skal Kulübü' seçildi. Ayrıca ona 'Skal'ın Türkiye ve tüm dünyada tanıtılmasına verdiği olağanüstü katkılardan ötürü '2020 Skal Özel Ödülü verildi.

Vispo Travel Yönetim Kurulu Başkanı Emre Gezgin’le pandemi sürecinde turizmi konuşuyoruz.

“2021’de turizmin neye bağlı olduğunu iyice analiz etmek lazım. Bizler turizmciler olarak krizlere alışığız. Benim burada öznel bir tanımım var. Bu olguya ben kriz demiyorum. Pandeminin turizme olan etkisi kriz değil metamorfoz. Yani birtakım tedarik zincirinden başlayıp organizasyon yapma şekline kadar bilindik turizm çeşitlerinin alışkanlıklarının hem üreticide hem de tüketicide yani hem arzda hem de talepte değişmesine yol açan bir durum söz konusu. Bu konuyu açalım. Bizler bir kriz yaşadığımız zaman birbirinden bağımlı değişkenleri, sonucunu öngörebiliyorduk. Çok önemli bir cümle bu. Birbirine bağımlı değişkenler derken; euro yükseliyor, euro yükselince yurt dışı turlarının alımı azalıyor veya taksitlendirme, ödeme kolaylaştırması gibi seçenekler yaratmak zorunda kalınıyor. Onu da yapmayı düşünmüyorsanız o zaman bir başka turizm şekline kayıyorsunuz, ağırlık veriyorsunuz. Reklamlarınızı, ürünlerinizin çeşitliliğini yurt içi turizme yöneltiyordunuz. 7 yıl Paris merkezli bir otelde çalıştım. Bir kriz olduğu zaman biz biliyorduk ki öngörebildiğimiz bir süre sonra bıraktığımız yere gelecek çünkü turizmde bir olgu vardır. Özellikle böyle toplumsal, sosyal, ekonomik veya jeopolitik olayları insanlar turizmde zamanla unuturlar. Kriz başlar, gelişir ve biter. Bu başlama noktasıyla bitme noktasını öngörebiliyorduk çünkü defalarca karşılaşıp tecrübe sahibi oluyorduk. Ama şimdi değişkenler belirsiz, birbirinden bağımsız. Ekonomi, siyaset, sağlık... Hepsi bir anda ve inanılmaz bir kombinasyon karmaşası var. Pandemi döneminin başlangıcında Dünya Turizm Örgütü’nün rakamlarına bakıyorsunuz. Mortgage krizi döneminde 88 milyar dolar kayıp. 2020 için 350-450 milyar dolar olarak öngörülmüştü. 1.6 trilyonun yüzde 35 kaybı demek bu.”

Nasıl çıkacağız bu metamorfozdan?

“Sürdürülebilir turizm ile.Ve ilgili bileşenlerin güç birliği ile. Neler yapılabilir... İzmir içerisinde dünya çapında yani milyonların hafta sonu gelip görebileceği olağanüstü nitelikler yok. Misal Agora müthiş bir yer ama bir tek Agora ile olacak bir şey değil. O yüzden sahip olduğumuz tematik turizm kanallarını geliştirelim ve olmayanları yaratalım. Ben Urla ölçeğinde, Urla’nın uluslararası bir destinasyon haline gelmesine yönelik kültür, doğa, gastronomi, şarap gibi programlar yapmaya başladım. Türkiye’ye gelen Skal başkanları ve birçok üyeyle Urla gezisi yaptık. Onlara Urla’yı tanıttık. Hep Efes-Meryem Ana’ya ve Çeşme-Alaçatı’ya alışmışlar. Bu çok önemli bir durum. Yani önümüzdeki değer turizm paradigması, turizm destinasyonu içinde paketleyip sunabilme. Urla yeni bir destinasyon olarak çok uygun. Bu işlerin hikâyesi böyledir: Urla ile başlar, sonra başka yerlere yayılır. Mesela Tire’de de birtakım çalışmalar var. Belki Ayvalık eksenine kadar yavaş yavaş bölge tematik turizmle beslenir. Pandemi koşullarından dolayı insanların bağımsızlıklarının değerini anlamaları da önemli. Kitlesel turizme rakip olacak turizm şekilleri değil bunlar. Kitlesel turizmden tematik turizm kanallarına yönelik pay alalım. Paradigmada bazen farklı açıdan, tersten düşünerek de birtakım şeyler yapılabilir. Efes-Meryem Ana’ya gemiden inip gidenler var ama 2500-3000 kişinin yarısı gemide kalıyor. Dörtte üçü kendisi geziyor. Dolayısıyla bunlara sunalım. 10-15 kişilik, maksimum 20 kişilik gruplar satılabilir. Böylelikle bir şehrin tanıtımına yeni bir pencere açarsınız. Geçen hafta sonu Urla’da bir çiftlikte Van Gogh ve zeytinler ile ilgili bir sunum ve organik tadım etkinliği düzenledik. Tematik turizm kanallarını geleneksel turizme adapte etmeyi keşfediyoruz.

'SLOW CİTY KAZANDIRDI'

İnanın şu ana kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni hiç bu kadar yakından izlememiştim. Belediye stratejik planlama çıkarttı. On tane konu belirledi. Çok güzel bir raporlama yaptılar. Doğru çizilmiş, ayağı sağlam bir yaklaşım. Başkan Tunç Soyer yıllar önce “Slow City”i kazandırdı. Biz turizmciler olarak her atılıma veya açılıma satış odaklı bakıp stratejik odaklı bakmadığımız için Slow City’i anlayamadık. Yani dedik ki: “Tamam, Slow City güzel. Kulağa hoş geliyor ama ne kadar para kazandırır burası?” Yanlışmış. Strateji odaklı da bakmamız gerekiyormuş. Slow City’den başlayan strateji, turizm anlayışı bugün gördüğümüz planlamalara kadar birtakım yaratımları ortaya koydu. Turizm araştırmacıları ya da fütürist turizmciler diyeyim, korumacı anlayışın yanında “incubator” dedikleri şey üzerinde çalışıyorlar. O da şu: incubator, kuvöz demek. Kuvözde korurken aynı zamanda geliştirmek. Yani bebek kuvözde hayat buluyor, sadece korumasını değil yaşamasını da sağlıyor. Dolayısıyla sırf koruma değil gelişim odaklı yaşamasını da sağlamak için birtakım yeni trendler üzerinde çalışmalar yapmak zorundayız.”

İZMİR'E HİZMET MANTIĞI

Emre Gezgin bir İzmir çocuğu. İhracatçı bir ailenin ferdi. Babası 1977-1992 arası İzmir Ticaret Odası’nda Başkan Vekilliği yapmış. Saint Joseph’deki tahsili sonrası Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. IAE de Lille’de uygulamaya yönelik satış ve pazarlama master formasyonunu tamamlayıp, Leeds Üniversitesi'nde dil eğitimi aldı. Turizm kariyerine 1989’da Pacha Tur’da ülkesel profesyonel turist rehberi olarak başladı. Paris merkezli Group Teker’de üst düzey görevler yapan Gezgin 2007 yılında Vispo Travel’i kurdu. Kapalı gruplara yönelik yurt içi ve yurt dışı tematik turlar konusunda uzmanlık alanı olan seyahat acentası ile, İzmir’de Cruise turizmine yönelik ilk web portalı (Gemigezgini), web üzerinden Avrupa’nın ilk 3 boyutlu turizm fuarına tek Türk seyahat acentası olarak katılım, Ege Bölgesi’nde bir Turizm Destinasyonun BtoB ve BtoC çapında ilk defa pazarlanması (Malezya) gibi faklı girişimler ve yaratımlarla sahip bir organizasyon felsefesine sahip. Uzun bir süredir Tematik Parkların Turizme Etkisi, İzmir’de Alternatif Turizm Açılımları, Turizm Destinasyonlarının Zenginleştirilmesi odaklı araştırmalar yapan Gezgin fırsat buldukça kamuoyu ile fikir ve projelerini farklı platformlarda paylaşıyor. FİJET Türkiye üyesi Gezgin bundan böyle sadece turizm sektöründe değil medyada da işin hem pratiğini hem teoriğini bilen biri olarak boy göstermeye hazırlanıyor. Emre Gezgin’in mantığı “Şehre nasıl hizmet ederiz?” mantığı. Yorgunluğunu yürüyerek atıyor. Caz dinlemeyi seviyor. Yakın tarih, biyografi, anı ve deneme kitapları başucunda. Film deyince Netflix ve genelde gerilim, macera, gerçek hayattan alınmış şeyler. Bir de dokümanter filmler. Tutkulu bir golf oyuncusu. Bu arada meraklısı için not; Vispo canlı, hareketli anlamına geliyor.