10.07.2021, 05:03

Anthony Burgess- Otomatik Portakal & Zülfü Livaneli-Son Ada

Merhaba sevgili kitap dostları,

Bu hafta, özellikle 1960’lı yıllarda modernleşmeye bağlı değişim yaşayan toplumların alışma ve adaptasyon sürecinde yaşadığı sancıları anlatan Otomatik Portakal Kitabı var gündemimde.

Kitabın, üzerine çok iyi övgüler alan bir filmi var ama ben sadece kitabı okumakla yetindim. Kitabın filmini izlemedim. Çünkü kitabın genelinde hakim olan ve özelikle ilk sayfalarda yoğunlaşan şiddet, saldırı, taciz ve kötülük beni derinden etkiledi. Bir de filmini izleyip iyice bedbaht olmak istemedim.

Hatta kitabın yarısına doğru ilerlediğimde, bu ağır içeriğe rağmen neden kitabı okumaya devam ettiğim hakkında kendimi sorgulamaya başladım. Ama bu kadar şiddetin nereye bağlanacağını gerçekten merak ettiğim için, okumaya devam ettim.

Kitapta kötülükten ciddi anlamda zevk alan, hatta sosyopat olarak adlandırabileceğim bir gencin topluma faydalı olması adına, devlet tarafından çeşitli işkence ve deneysel metotlar ile iyiliği seçmeye mecbur bırakılması ve akabinde gelişen olaylar anlatıyor.

Benim için ise kitabın başladığı asıl nokta, “iyiliği seçebilme özgürlüğü” kavramı oldu.

15 yaşındaki Ana karakter Alex, herkese zarar veren, toplum düşmanı, kötülükten zevk alan bir birey olsa da devlet eliyle onun iyiliği ve kötülüğü seçme özgürlüğünün elinden alınması dayanılmaz bir acı mıydı? Peki özgürlük neydi? Özgürlüğün bir standarttı var mıydı? Nerede başlayıp, nerede bitmeliydi? Toplum kuralları özgürlüğün kısıtlayıcısı mıydı?

Kabul etmeliyim kitap özgürlük, düzen ve işleyiş hakkında düşünmem açısında bir kapı araladı ve bolca düşünmeme vesile oldu. Lakin sorduğum soruları cevaplamam açısında pek yardımcı olmadı. Sorduğum her sorunun cevabı kitabın sonu gibi havada kaldı.

Soruların cevaplarını bu kitapta alamayacaklarını net olarak bilsem de sormayı ve sorgulamayı seven tüm kitap dostlarına Otomatik Portakal naçizane tavsiyemdir.

 

Zülfü Livaneli-Son Ada

Merhaba sevgili kitap dostları,
Müziği gibi kalemi de güzel yazar Zülfü Livaneli’nin en sevdiğim kitaplarından biridir Son Ada.

Hep hayalini kurduğum, kırk hanelik, herkesin birbirine ve doğaya saygı duyduğu, dostluk, komşuluğun ön planda olduğu, işlerin imece usulü yürüdüğü bir cennet ada hikayesi kitabın başında anlatan.

Ama işte hikaye bu ya, komşulardan biri ölüp, evi satılınca yeni gelen komşu ve akabinde yaşananlar olaylar bu güzelim ütopyayı, distopyaya çevirmekten geri bırakmıyor.

Kalkınma adına, turizm adına ağaçlar kesiliyor, hayvanlar katlediliyor, insanlar arasında dostluk, komşuculuk gibi, iyilik namına beslenen tüm duygular yavaş yavaş sindiriliyor.

Yeni komşu bunları hep adanın daha uygar bir yer olması için yaptığını söylüyor, bu söyleme muhalif birkaç ses çıksa da, ada halkı değişen bu düzene boyun eğiyor. Ve elimizde ki son sığınak, son insanı köşe de düzen koymayı çok seven bir düzen bozucu tarafından işte böyle istila ediliyor.

Kitabın, bu derin hikayesinin yanında ki en vurucu yanı anlatım sadeliği. Usta; edebiyat modalarının dışında kalarak, kalemini, o kadar net, o kadar temiz kullanmış ki her bir paragraf gözümde kareleşti, her bir bölüm zihnimde yankılandı desem abartmış olmam hani. Bir de bu sadeliğin yanında hiç isim vermeden kapı numaralarıyla oluşturduğu alegorik anlatım anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az dedirtiyor.

Verdiği bir röportajda “En politik Romanım” olarak değerlendirdiği, 2009 yılı Orhan Kemal, roman armağanı kazanan, kısa ama derin içerikli, dönem hikayesi anlatıyor sanılsa da zamansız, ütopik başlayıp distopik biten bu kadar tezat karşın en vurucu yanı anlatım sadeliği olan bu güzel eser, kitap dostlarına naçizane tavsiyemdir.

Daha fazla kitap yorumu için instagram: @benimkitapligim9 sayfasını takip edebiliriniz. Sevgiyle kalın.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@